|
Zekâ gelişimi ve beslenme
Ekol Psikolojik-Pedagojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi Pedagogu Ebru Erdoğan, zekâ ve beyin gelişiminin paralellik gösterdiğini söyleyerek özellikle hamilelik döneminde ve sonrasında alınan gıdaların önemine dikkat çekti. Bu ayki ‘sağlıklı yaşam’ köşesinde ‘zekâ ve gelişimini’ ele alan Erdoğan, duygusal zekâ kavramına da açıklık getirdi.
“Yapılan çalışmalar şunu göstermiştir ki, bir çocuğun zekâ potansiyeli anne babasının zekâsına benzer düzeydedir. Annenin gebelik sırasında iyi beslenmesi ile doğduktan sonra çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesi de zeka gelişimini etkilemektedir.”
|
|
|
“Beyin gelişimi, hamilelik süresince ve doğumdan sonra atılımlarla devam eder. Birçok araştırmaya göre, ana rahminde yetersiz beslenen bebeklerin beyinlerinin boyutlarında, ağırlığında ve büyüklüğünde azalma görülüyor. Bu da beyinde yeterince nöronların oluşumunu engelliyor.”
- Zekâ nedir?
Aslında bu soruya pek çok yanıtlar verilmiştir. Charles Richet zekâyı, “hafıza, özümseme, anlayış, isabetli görüş, sağduyu, genelleme yetisi ve davranışların bütünlüğü” olarak görmektedir. Roger Cousinet ise zekâyı, “yeni unsurlar karşısında düşüncenin sağlıklı üretim faaliyeti” olarak tanımlamıştır.
Son olarak bir tanım daha verirsek Alfred Binet de zekayı şöyle tanımlar: “İyi akıl yürütme, iyi hüküm verme ve kendi kendini aşma kapasitesidir.”
Tüm bu tanımlardan şunu çıkarabiliriz. Zekânın belirgin özelliği yargı ve muhakemedir; yani benzeyişleri ve farklılıkları seçme gücüdür. Bu özellik çocuklarda da yetişkinlerde de vardır. Ancak gerek nicelik, gerekse nitelik itibarı ile farklılıklar gösterir. İşte, insanı insan yapan da bilişsel gücüdür. Bu gücün sınırı bilinmemesine rağmen, ölçülmeye çalışılmaktadır.
- Peki bütün bu tanımlamalar üzerinden zekâyı belirleyen faktörlerin neler olduğunu söyleyebilir misiniz?
Zekâ doğuştan gelir ve büyük ölçüde kalıtımın etkisi ile belirlenmektedir. Yapılan çalışmalar şunu göstermiştir ki, bir çocuğun zekâ potansiyeli anne babasının zekâsına benzer düzeydedir. Annenin gebelik sırasında iyi beslenmesi ile doğduktan sonra çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesi de zeka gelişimini etkilemektedir.
- Peki bunun için hamilelik döneminde ne tür gıdalar alınmalı, sonrasında çocuğa neler yedirilmelidir?
Yediğimiz besinlerin insanın hafızası, zeka ve konsantrasyon gücü üzerine önemli etkisi bulunmaktadır. Örneğin; beyin günlük kalorilerimizin ortalama yüzde 30’unu harcamakta. O zaman ne yediğimizin önemi daha da büyümektedir. Zekâ gelişimi açısından bazı besin kaynaklarının önemi diğerlerine göre daha fazla. B vitamini içeren yiyecekler bunlardan biridir. Yine demirin beynin beslenmesi için hayati bir önemi vardır. Kuru baklagiller, kırmızı et, ayçiçeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk ve hindi eti, yer fıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, enginar B grubu vitaminlerini içeren yiyeceklerdir.
“Demir” beyne oksijen taşıdığından demir içeren yiyecekleri (kırmızı etler, koyu yeşil sebzeler, domates, pekmez v.s.) mutlaka günlük besin grubumuza dahil etmeliyiz.
Demir içeren yiyeceklerin emilimini “C” vitamini kolaylaştırdığı için, turunçgiller, kivi, patates, karnabahar, brokoli, çilek, incir, biber gibi yiyeceklerde bolca tüketilmelidir.
Dr. Ray Rice yaşamın ilk yıllarında beyin gelişimi açısından faydalı olacak Omega -3 yağ asitlerinin de çocuklara verilmesinin önem taşıdığından bahseder. Omega -3 katkılı ürünler artık pek çok besin öğesinde kullanılmaktadır.
Burada söylediklerimiz beyin gelişimi ile doğrudan ilgilidir. Peki, neden beyin gelişiminin üzerinde duruyoruz? Çünkü zekâ ile beyin gelişimi paralellik göstermektedir.
- Zeka ile beyin gelişiminin paralellik taşıdığını söylediniz. Peki beyin gelişimi ne zaman başlıyor?
Beyin gelişimi, hamilelik süresince ve doğumdan sonra atılımlarla devam eder. Birçok araştırmaya göre, ana rahminde yetersiz beslenen bebeklerin beyinlerinin boyutlarında, ağırlığında ve büyüklüğünde azalma görülüyor. Bu da beyinde yeterince nöronların oluşumunu engelliyor. Nöronlar yani sinir hücreleri, uzantılarıyla birlikte, sinir sistemimizin yapısal birimidir. Nöronlar edinilen bilgileri, gerek dış çevreden gerek beyinden gelen bilgileri iletmekle görevlidirler.
Bebeğinin doğum anındaki beyin ağırlığı ortalama olarak, yetişkinlikteki beyin ağırlığının yüzde 25’i kadardır. Altıncı ayda yetişkinlikteki ağırlığının yarısına, 2 yaşında da yüzde 75’ine ulaşır. Doğumdan sonra yeni nöronlar oluşmaz. Bu yüzden yeterli ve dengeli beslenme hamilelikte çok önemlidir. Şimdi, beyin ağırlığındaki bu değişime neyin sebep olduğunu bilmek istersiniz. Eğer yeni nöronlar oluşmuyorsa, beyinde ne gibi değişiklik olmaktadır ?
Var olan nöronların uzantıları ( akson ve dentrit) ve yeni kurulan sinaps bağlantıları bu ağırlık artışını açıklar. Bunun ardında da bireyin yaşantısal deneyimleri, çevreyle etkileşimleri, yeni öğrenmeleri yatmaktadır. Yani çevre faktörü işin içine girmektedir.
- Son zamanlarda çoklu zekâdan bahsedilmektedir. Peki çoklu zekâ nedir? Alanları nelerdir?
Bu konuyu Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör Hovard Gardner, araştırmış ve zekânın daha çok çeşitleri olduğunu söylemiştir. Bunlar sırasıyla “sözel-dilsel zekâ, matematiksel-mantıksal zekâ, görsel-mekansal zekâ, kinestik-bedensel zekâ, kişiler arası-sosyal zekâ, kişisel-içsel zekâ, müziksel-ritmik zekâ” olarak sıralanabilir.
- Bu zeka türlerini kısaca tanımlayabilir misiniz?
Sözel-dilsel zekâ: Dili etkili bir biçimde kullanma, kelimelerle ve seslerle düşünme, dildeki karmaşık anlamları kavrayabilme, insanları ikna edebilme, dildeki farklı yapıları fark edebilme, yeni yapılar oluşturabilme, farklı dilsel kalıplarla ilgilenme becerisidir.
Matematiksel-mantıksal zekâ: Sayılarla çalışma, muhakeme etme, tümevarım ve tümdengelim teknikleri ile düşünebilme, soyut ve sembolik problemleri çözebilme, kavramlar, düşünceler ve fikirler arası karmaşık ilişkileri algılayabilme becerisidir.
Görsel-mekânsal zekâ: Resimlerle, şekillerle düşünebilme, görsel dünyayı algılayabilme, şekil, renk ve dokuları zihnin gözleriyle görebilme ve bunları sanatsal formlara dönüştürebilme yeteneğidir.
Kinestik-bedensel zekâ: Aklın ve vücudun fiziksel performansla birleştirilerek belli bir amaca yönelik faaliyetlerin sergilenebilmesi yeteneğidir.
Kişiler arası-sosyal zekâ: İnsanlarla birlikte çalışabilme, sözel ve bedensel zekâ dilini etkili bir biçimde kullanarak çok farklı karakterlere sahip insanlarla kolaylıkla iletişim kurabilme, insanları yönetebilme, onlarla uyumlu çalışabilme ve insanları ikna edebilme becerisidir.
Kişisel-içsel zekâ: Kendimiz hakkındaki duygu ve düşünceleri şekillendirebilme, yaşamı sürdürebilme ve yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizle, hayat felsefemizi oluşturabilme, yaşamımızı bu yönde planlama, kişisel istek ve hayaller oluşturabilme becerisidir.
Müziksel-ritmik zekâ: Sesler, notalar, ritimlerle düşünme, farklı sesleri tanıma ve yeni sesleri ritimler üretme, ritmik ve tonal kavramları tanıma ve kullanma, çevreden gelen seslere ve müzik aletlerine karşı duyarlı olabilme becerisidir.
- Anne babalar, çocuklarında hangi zekâ alanı/alanlarının yüksek olduğunu tespit etmek isterlerse ne yapmalılar?
Bunu belirlemek için yapılan bazı envanterler bulunmaktadır. Bu envanterler doldurularak çocuğun hangi alan veya alanlarının parlak olduğu tespit edilebilinir.
- Son yıllarda bir başka zekâ türünü daha duymaktayız. Peki duygusal zekâ nedir?
Bu zekâ türü ilk defa 1990 yılında Psikolog Peter Salovey ve Psikolog John Mayer tarafından kullanılmış, daha sonra Psikolog Daniel Goleman geliştirmiştir.
Duygusal zekâ, kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir.
Zekâ bilindiği gibi bulunduğu seviyeden daha yükseğe taşınamaz. Ancak kendi içinde parlaklıklar ve kademeler atlar. Duygusal zekâ ise tamamen geliştirilip, yüksek seviyelere çıkartılabilinir. Duygusal zekâ ile zekâ arasındaki en büyük fark da buradadır.