Educaturk Sonbahar 2010

Oyuncak

Çocukken oynadığımız oyuncaklar hala kalbimizin en güzel köşesinde duruyor. Bugün çocuğumuza aldığımız oyuncaklar da öyle olacak hiç kuşkusuz... Biz ne kadar çok oyuncak alırsak alalım, çocuğumuz aklında hep o en sevdiği oyuncağı kalacak. Öyleyse, en doğru oyuncağı, çocuğumuza en iyi arkadaşı seçmek gerekmez mi?

Herkesin bir oyuncağı vardı
bir de şarkısı...

        

Oyuncağın yararları
Büyük bir aşkla bağlandığım ‘mavişimle’ yaşadığım macera böyle bitti. Zaten hepimizin yok mudur sevdiği oyuncakları ve gittiklerinde yaşanan derin kalp kırıklıkları? Hatta bazılarımız hala saklıyordur çocukluk arkadaşlarını. Bütün bunları neden anlattığımı merak ediyorsunuz değil mi? Aslında hikayemle destek verdiğim bu yazının asıl amacı, çocukluğumuzu birlikte geçirdiğimiz oyuncakların hayatımıza kattıkları. Hepinizin de bildiği gibi oyuncakların sırdaşımız, en yakın arkadaşımız olmasının dışında fiziksel ve ruhsal gelişimimize önemli katkıları bulunuyor.
Görüşlerine başvurduğumuz uzmanlardan biri olan Türkiye Milli Pediatri Derneği Başkanı ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ruhan Düşünsel, “Oyun ve oyuncaklar, çocukların hem zeka hem de motor gelişimini önemli derecede etkiler. Anne-baba-çocuk-arkadaş ilişkisinin gelişmesine olumlu katkıları vardır. Böylece çocuğun sosyal ve ruhsal yönden sağlıklı gelişimine katkıda bulunurlar” diye konuşuyor.
Evet, Prof. Dr. Düşünsel’in de söylediği gibi çocukların yaşamında, ruh ve beden sağlığında, oyun ve oyuncaklarının çok önemli bir yeri bulunuyor. Çünkü çocuk oyuncak sayesinde problemleri çözmeyi öğreniyor, kendi bedenini tanıyor ve liderlik yönü gelişiyor. Ayrıca, çocukların gözlem ve keşif yetenekleri de artıyor.

Oyuncak seçiminde yaşa dikkat
Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken bir konuya dikkat çekmekte yarar var. Pek çok uzmanın da hem fikir olduğu bu konu, çok fazla oyuncak almanın, hatta çocuğu oyuncağa boğmanın, aynı oranda fayda sağlayamayacağı şeklinde özetlenebilir. Anne ve babaların, oyuncak seçimini çocuğun yaşına, gelişim özelliklerine göre yapması çok önemli. Uzmanların da ortak tavsiyesi çocukların seçtiği oyuncakların, yaşına göre belirli bir özellik taşıması, oyuncakların yüzeylerinin düzgün, kolay temizlenebilir olması yönünde.
Elbette, oyuncak satın alınırken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise güvenlik. Ebeveynlerin mutlaka dayanıklı, esnek, hijyenik ve işlemsel oyuncaklar alması gerekiyor.

Şiddet öğesine dikkat
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ruhan Düşünsel’in, oyuncak seçiminde aileleri uyardığı bir başka konu ise şiddet içerikli oyuncaklar ve bilgisayar oyunları. Prof. Dr. Düşünsel konuya ilişkin olarak şunları söylüyor: “Şiddet içerikli oyuncaklar ve oyunlar çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkiler, fiziksel yaralanmalara yol açabilir. Sosyal iletişimini de bozabilir. Şiddeti normal algılamasına neden olur, sorunlarını şiddetle çözebileceğini öğrenir. Öncelikle çocukların bilgisayar ve TV karşısında uzun süre vakit geçirmeleri önlenmelidir. Bu süre günde bir saati aşmamalıdır. Oyun seçimi de yaşına, gelişimine uygun, şiddet öğeleri olmayan, zeka ve dikkat geliştiren oyunlar ve filmler şeklinde olabilir.”

Her yaşın oyuncağı farklı

0-2 YAŞ:
Yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiği her şeyi yakalamaya, yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, kemirebildiği küçük nesneler, hırpalandığı zaman bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. İki yaşında bütünü parçalara ayırmak, kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini çeken diğer oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, saçları ve elbiseleri olan bebekler ile arabalar yer alır.

3-5 YAŞ
3-5 yaşları arasında fantazi ve keşfetmeye (evcilik, okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri), dil gelişimine (renkli tuşları olan piyano, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar gibi) ve aritmetiğe hazırlamaya (resim ve sayı eşleme oyunları; domino, sayı kartları) yönelik oyuncaklar kullanılmalıdır.

6-8 YAŞ:
6-8 yaşları arasında toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, seksek, dama, minyatür arabalar), bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini sağlayan (maketler, yap-boz oyunları) ve yaratıcı anlatımı kolaylaştıran oyuncaklar (parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar) kullanılmalıdır.

9-11 YAŞ:
9-11 yaşları arasında sorun çözme yetenekleri (karmaşık masa üstü oyunları ve video oyunları), ince-ayrıntılı hareket becerileri (küçük parçalı, karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar, kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı) ve stratejik yeteneklere yönelik oyun ve oyuncaklar (sözcük türetme, monopol, tenis, ping-pong ve atari gibi) önerilmektedir.

12 YAŞ VE ÜZERİ
12 yaşın üzerinde de soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyun ve oyuncaklar (basit mikroskop ya da teleskop, kimya ya da elektronik setleri gibi) ile bağımsız yaşam becerileri kazanmaya yönelik (yürüyüş, bisiklete binme ve kamplar gibi) oyun ve oyuncaklar tavsiye edilmektedir.

‘Sihirli Annem’ dizisinde bir iylik perisi olan Betüş karakterini canlandıran İnci Türkay, oyuncakçı oldu. Tayga Toys adı altında açtığı mağazalarda sadece tahta oyuncak satan Türkay, “Çocuğun hayal dünyasında birinci basamak oyuncaktır” diyor. Oğlu Ali’ye sağlıklı oyuncaklar bulmak için çıktığı yolculuğun ardından oyuncakçı olan Türkay ile hoş ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

İylik perisi Betüş, oyuncakçı oldu

- Hepimiz sizi televizyonda yaptığınız çocuk programları ve bir periyi canlandırdığınız ‘Sihirli Annem’ dizi ile tanıdık. İnci Türkay, oyuncu olmaya nasıl karar verdi?
Matematik bölümü mezunu olmama rağmen her zaman edebiyata ve sanata çok ilgim vardı. Ailemde çok fazla sanatçı yoktu, ama illa bir tiyatro tutkusu vardı içimde. Oyuncu olmaktan başka bir şey düşünemiyordum hayatımda. Ama nasıl olacağını bilmiyordum. Çünkü babam memurdu ve çok fazla tahini çıktığı için benim çocukluğum hep küçük yerlerde geçti. Ne yapacağımı çok bilmiyordum açıkçası, ama ne istediğimi bilen bir çocuktum. Sonra babamın tayini İzmir’e çıktı. Ben İzmir Kız Lisesi’nde okumaya başladım. Lisemizin tam karşısında da İzmir Devlet Konservatuarı vardı. Öyle olunca da oraya baka baka anladım nerede ne yapıldığını, nasıl tiyatrocu olunduğu, bu işlerin nasıl yapıldığını. Sonra tamamen hedefimi o yöne çevirdim. Konservatuar sınavlarına girdim, aynı zamanda üniversite sınavlarına da hazırlandım. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandım. Ancak, üniversiteye başladıktan bir süre sonra oradan kaydımı aldım. Ankara Devlet Konservatuarı’nda okumaya başladım. Konservatuara girdiğim ilk yıl, o zaman Ankara Devlet Operası’nda, ‘Damdaki Kemancı’ oynanmaya başlanacaktı. En küçük kız çocuğu rolünü bana verdiler. Dört yıl oynandı Damdaki Kemancı. İkinci sınıftayken devlet tiyatrolarında figüranlık yapmaya başladım. Ayrıca seslendirmenlik yaptım. Eğitimim boyunca
anaokullarında öğretmenlik bile yaptım. Yani üniversite hayatım çok renkli ve çok çalışarak geçti. Bütün yaptığım bu işlerin mesleğime çok büyük faydası oldu.

- Çocuk programlarında, dizilerde oynamak bilinçli bir tercih miydi? Yani çocukların ‘İnci Ablası’ olmak bilinçli bir tercih miydi?
Tabi tabi, yüzde yüz bilinçli bir tercihti. Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan istifa edip, İstanbul’a geldiğimde, o zaman Kanal D’nin Genel Müdürü Faruk Bayhan’dı. Ona, ‘Çok bilinçli ve çok istekli olarak çocuk programı yapmak istiyorum’ demiştim. Yani tesadüfen olmadı İnci Abla. Hep çocukların enerjisine, yalansızlığına, samimiliğine, dürüstlüğüne çok inandım. Onlarla kurduğum ilişkinin güzelliğine çok inandım.

- Peki çocukların ‘İnci Ablası’ oyuncakçı olmaya nasıl karar verdi?
Oğlum Ali doğduğu zaman ben iki yıl çalışmamak gibi bir karar almıştım. Ali, yedi aydan itibaran çevresini tanımaya, algılamaya, objelerle ilişki kurmaya başladığı andan itibaren ‘oyuncak’ alma ihtiyacı daha da arttı. Çünkü çocuk hep bir şeyle oynamak, onu hep bir şeye benzetmek, onu hayal etmek, onu canlandırmak istiyor. O zaman anladım ki; çocuğun hayal dünyasının gelişmesinde birinci basamak oyuncak. Ve oyuncakları incelemeye başladım. Pek çok oyuncakçıya gittim. Karşılaştığım şeyler işte, oyuncak ayılar, böcekler, rekli ışıklı, melodili oyuncaklar, kendi etrafında dönen bebekler. Eğitici bir tarafı olmadığı gibi yapımında kullanılan malzeme plastik. Türkiye’de çocuğun gelişimine ve hayal dünyasının gelişmesine yardımcı çok fazla oyuncak bulamayınca, dünyadaki duruma bakma ihtiyacı hissettim. Yurtdışındaki oyuncakçıları gezdim, fuarlara gittim. Gördüm ki dünya çocukları tahtayla, doğal malzemelerle üretilen, hayal güçlerini geliştirecek oyuncaklarla oynuyor.

- Bir oyuncak markası olan Plantoys’un Türkiye distrübitörlüğünü alarak biri Nişantaşı’nda diğeri Capitol’de iki mağaza açtınız. Neden Plantoys?
Plantoys, tanıdığım, sevdiğim bir markaydı. Plantoys, 25 yılını tamalamış kauçuk ağaçlarını, (Ki kauçuk ağaçları 25 yıldan sonra zaten işlevini yitiriyor ve ölüyor) oyuncağa çeviriyor. En çok kauçuk ağacı Tayland’da yetişiyor. Plantoys’un kauçuk ağaçlarıyla dolu bir ormanın ortasında fabrikası var. Ölen ağaçlardan elde edilen tahta doğal yollarla işlenip oyuncak oluyor. Üstelik her ağacın yerine bir yenisi dikiliyor.
Plantoys, felsefesi olan bir firma. İngiltere’de, Japonya’da ve Amerika’da pek çok ödül almış bir marka. Oyuncakları tasarım ödüllü, eğitim ödüllü. Ben istiyorum ki, çocuğa paket oyuncak sunulmasın. Plantoys, bunu yapıyor. Çocuğa bir şey sunulsun. Arabaya benzeyen bir şey ya da bebeğe benzeyen bir şey. Çocuk onu bebek yapsın, taç yapsın, şarkı söylesin, hayal kursun, objeye bir takım tanımlamalar yüklesin ve hayalini de onunla geliştirsin.

- Bundan sonraki amacınız nedir?
Amacımız tahta oyuncak kültürünü Türkiye’ye yerleştirmek, bunun üstüne gitmek ve gelişmiş ülkelerde olan bir takım bilinçli oynama kültürünü Türkiye’ye aşılamak. Nişantaşı ve Capitol’den sonra şimdi açılmayı bekleyen iki mağazamız daha var. Bunu bir zincir olarak bütün Türkiye’ye yayıp, anne babaların güvenle alış veriş edeceği, çocuğun eğitimine gelişimine katkıda bulunacağına garanti verdiğim oyuncaklarla oynamasını sağlamak istiyorum.

- Ebeveynlerin ve çocukların ilgini ne boyutta?
Bizim fiyat politikamızı Plantoys belirliyor. Dolayısıyla 10 YTL’den başlıyor oyuncak fiyatlarımız. Yani her ekonomik gelir gurubuna yönelik oyuncağımız var. Ve ailelerden, çocuklardan çok büyük ilgi görüyoruz.

- Sizi tekrar televizyon ekranlarında ne zaman göreceğiz?
İçeriği daha öncekilerden farklı bir çocuk programı ile yakında çok yakında yine ekranlarda olacağım. Ayrıntılarını vermeyeyim sürpriz olsun...

Girişteki iki dev zürafayı geçip, basamakları hızla tırmanıyorsunuz ve eşikten içeri adımınızı attığınız vakit eski dostlarınız karşılıyor sizleri. Hepsi oradalar; evcilik oynadığınız bebeğiniz, kurşun askerleriniz, metal arabanız, tahta atınız, çemberiniz…

Eski dostlarınız sizi bekliyor
‘Oyuncağında müzesi olur mu’ dediğinizi duyar gibiyim. Olur; hem de çok güzel olur. Üstelik sadece bizim ülkemizde değil dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde bu tarz müzeleri görmek mümkün. Çünkü şair-yazar Sunay Akın’ın da dediği gibi, “Çocuğun tarihini oluşturmalıyız. Oyuncak Müzesi, çocuğa bir saygınlık, bir saygı duruştur.”
Türkiye’nin ilk Oyuncak Müzesi’nin kurucusu şair-yazar Sunay Akın, oyuncağı çok önemsiyor. “Gelişmiş ülkelerde, çocuğun düşleri çoğalsın, hayalleri artsın diye oyuncak alınır. Böyle ülkelerde anne ve babalar için oyuncak seçimi başlı başına bir konudur. Geri kalmış ülkelerdeki amaç ise çocuğun oyalanmasıdır. Bu yüzden oyuncakları çocuklara düşleri gelişsin, artsın diye alan ülkeler dünyanın gidişinde söz sahibi olurken, oyuncakları çocukları oyalansın diye alan ülkeler, onların kapılarında oyalanıyor. Oyuncağın ne anlama geldiğini bundan daha iyi hiçbir söz anlatamaz” diyor Sunay Akın.
Türkiye’de satışa sunulan oyuncakların çoğunun çocuğu oyalamaya yönelik olduğunu söyleyen Akın, oyuncak ithalatçılarının bu eleştiriye “Nitelikli, doğru oyuncakları getirsek kimse almaz” cevabı verdiğini kaydediyor. Akın, bunun nedenini şöyle açıklıyor. “Çünkü bu tarz oyuncakların fiyatları çok yüksek. Ve bizde de oyuncağa verilen paraya acınır. Bizde çocuk, oyun, oyuncak yoktur. Oyun ve oyuncak küçümsenir. ‘Bu iş çocuk oyunu değil’ denir mesela. Müzeler de küçümsenir. ‘Müzelik olmuşsun’ denir. Dolayısıyla çocuğa bakışta pek çok şeyi değiştirmek lazım”. Sunay Akın’ın şu andaki bütün uğraşısı bu. Göztepe’de ailesinden kalma köşkte açtığı Oyuncak Müzesi ise ana karargahı.

Hayal dünyasına yolculuk
Sunay Akın’ın kitap satışlarından, tek kişilik gösterilerinden ve televizyon programlarından elde ettiği bütün geliri aktardığı İstanbul Oyuncak Müzesi’nde ise şu anda yaklaşık 5 bin oyuncak bulunuyor. Girişinde iki dev zürafanın sizi karşıladığı İstanbul Oyuncak Müzesi, beş kattan oluşuyor. Her kat ise ayrı bir hayal dünyasına taşıyor ziyaretçileri. Evcilik oynadığınız bebeğiniz, kurşun askerleriniz, metal arabalarınız, tahta atlarınız, çemberleriniz, denizaltılarınız, yarış arabalarınız, uçaklarınız, çocukluğunuz ve anılarınız… Köşkün giriş katındaki konferans salonu ise adeta bir denizaltındaymışsınız izlenimine kapılmanızı sağlıyor.

1817 yılı yapımı oyuncaklar
Çocuğun tarihini oluşturan müzede, 1817 yılında üretilen oyuncakları bulmak bile mümkün. Müzede sergilenen oyuncakların en eskisi 1817 yılına ait Fransa'da yapılan oyuncak bir keman. 1820 yılında Amerika'da yapılan bir bebek de müzede sergileniyor. 1860 yılından kalma misketler, Almanya’da yapılan yüz yaşında teneke oyuncaklar ve porselen bebekler de bulunuyor. Çizgi film dünyasının unutulmaz karakterlerinden Mickey Mouse’da müzede sergileniyor. Ancak bu ünlü farenin bir özelliği var ki, onu çok daha farklı kılıyor. O da söz konusu oyuncağın 1926’da üretilmiş olması. Eski çizgi film klasiği Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney 1928’de bu oyuncaktan esinlenmiş. Müzede, 1890-1930 yılları arasında İngiltere sokaklarında yoksul çocuklara 1 pennye satılan Penny Oyuncaklarını da görmek mümkün.

Müzeyi gezerken…
Oyuncak müzesini gezen çocuklar ve yetişkinler sadece birbirinden renkli hayal dünyalarına dalmıyorlar, pek çok önemli şey de öğreniyorlar. Araştırma yapma becerisi kazanmak, tarihi olaylara ilgi duymak, müze sevgisi kazanmak bunlardan sadece birkaç tanesi. Sunay Akın, müzeyi gezenlerle ilgili gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Biz dünyadaki örnekleri arasında en başarılı müzelerden bir tanesiyiz. Oyuncak tarihinin en seçkin örneklerini sergiliyoruz. Çocuklar müzeyi gezerken öncelikle araştırma yapma, tarihe ilgi duyma ve müze sevgisi gibi değerleri kazanıyorlar. Hem de bunu kendi dünyalarındaki objelerle kazanıyorlar. Çünkü oyuncak çocuğa çok kolay ulaşan sıcak bir mesajdır. Ve çok eğleniyorlar. Ama yetişkinler müzeyi gezerken, bir sünger avcısı gibi vurgun yiyorlar. Oyuncak Müzesi aslında büyüklerin yüreğinde daha derin bir yerlerde. Bir anne ya da baba içeri giderken bir elinde çocuğunu tutuyor, ayrılırken öteki elinden de kendi çocukluğu tutuyor. Burada çocukluğunu yeniden yaşıyor büyükler. Anlıyorlar ki, büyüklük denen şey özgürlüğü elinden alınmış bir çocuktan başka bir şey değildir.” Akın’ın 15 yıllık çalası ve araştırmasının ürünü olan İstanbul Oyuncak Müzesi, pazartesi günü hariç her gün 09:00-18:00 saatleri arasında gezilebilir.



Türkiye’nin 92 dahi çocuğu Kültürlü Kadınlar
2023 Eğitim Vizyonu Metgem
Bizimde Şöhretlerimiz Var Oyuncak
AB Gençlik Programları ÖSS
Çevre Sağlık
Darwin Sınavlar
Down Sendromu TÖDER
Eğitim ve Çocuk Türkiye'de Öğretmenlik
Gençlik ve Markalar Onlar Nerede Okudu?
Öğrenme Güçlüğü ve Hiperaktivite Yaratıcı Çocuklar
İnternet Yüksek Öğretim
İnternet Bağımlılığı Zeka Nedir?
Sosyal ol, bursu kap
Yurtdışında okumak, hem de burslu okumak ister misiniz? Bu sorunun yanıtı ‘evet’ ise, lisans, yüksek lisans ya da doktora eğitimi için yabancı üniversite arayışına girmeye başlasanız iyi olur. Çünkü yurtdışındaki üniversiteler sundukları burs ve çalışma olanakları ile bu hayalinizi gerçekleştirmenizi sağlıyor.  Devamı >>
MBA
Uluslararası kadrosu ve öğrencisi olan bir programda eğitim görmeniz ne kadar önemlidir? Öğrenciler kaç yaşlarında olacaklardır? Tam zamanlı bir programda öğrenciler genelde 26-27 yaş civarında  Devamı >>

 

Cape Town'da Tatil ve Dil Eğitimi
Afrika’da eğitime ne dersiniz? Böyle söyleyince hiç cazip gelmiyor değil mi? Oysa, mesele dil öğrenmekse, anavatanında öğrenmek en iyisi. Ya da, o dilin aksansız konuşulduğu bir ülkede... Söz konusu olan İngilizce ise; İngiliz İngilizcesinin aksansız konuşulduğu yerlerin başında geliyor Güney Afrika. Türkiye’nin iki katı büyüklüğündeki bu ülke, bir yanıyla Afrika ülkesi, bir yanıyla değil. Ne demişler; “Capetown’ı gören Afrika’yı gördüm demesin”. Mimarisi, gökdelenleri, kültürü, demokrasisi, ekonomisi ile bilinen Afrika imajından çok farklı bir yerde duruyor Güney Afrika. Özellikle ırkçı rejimin yıkılmasının ardından Afrika’nın en ileri demokrasisi haline gelmiş ve kıtanın ekonomi devine dönüşmüş. Ticaret ve altın şehri Johannesburg, Afrika’nın en büyük limanı Durban ve başkent Pretoria ile bir Avrupa ülkesi görünümünde. 400 yıl önce Masa Dağı (Table Mountain) çevresinde kurulan Cape Town da Avrupai şehirlerin başında geliyor.Cape Town, önemli eğitim olanaklarını barındırmasının yanında, dünyanın yaşam kalitesi en yüksek şehirlerinden biri. Cape Town sokaklarında her renkten, her inançtan Devamı >>  

 

 

İnternette günlük ne kadar vakit geçiriyorsun?



Tüm Anketler